TÜRKİYE, YENİ DÜNYA DÜZENİ VE SİVİL TOPLUM

Sivil toplum ve sivil toplum kuruluşları kavramı literatürde uzun süredir yer almasına rağmen bugünkü içeriğine uygun olarak ilk defa 1945 yılında Birleşmiş Milletler Kuruluş Beyannamesi’nin 10. Bölümü’nün 71. Maddesi’nde devlet ve üye ülkelere ait olmayan kuruluşların danışmanlık rolü ile ilgili tanımlamada kullanılmıştır.

Bu başlangıç STK’ların rolünü ve biçimini büyük ölçüde belirlemiştir; o günden bugüne STK’lar yapısal olarak devlet-dışı (hükümet-dışı) örgütlenme şeklinde algılanmış ve siyasetin yeterince çözüm üretemediği alanlarda yönlendirici işlevleri ile öne çıkmıştır.

Diğer bir deyişle, bugün geleneksel siyaset dışı yaklaşımların en somut uygulayıcısı ve taşıyıcısı olarak öne çıkan STK’lar, yapıları ve dikkat çektikleri farklı toplumsal konular itibariyle siyaseti dönüştüren en meşru aygıtlar olarak görülmektedir.

Tam da bu nedenle, devlet, hükümet, örgütlenme ve farklılıklar gibi kavramların son derece tartışmalı olduğu ülkemizde sivil topluma ve örgütlenme biçimlerine karşı belirli bir mesafe ile yaklaşılmış ve hatta sivil toplum kuruluşlarının mahiyeti yanlış anlaşılmıştır. Yasa gereği kurulması zaruri olan meslek birlikleri, odalar ve sendikalar gibi kuruluşlar sivil toplum kuruluşu olarak lanse edilmiştir.

Hâlbuki sivil toplum kuruluşlarının en önemli özelliği devletten bağımsız olarak sivil halk tarafından çıkar amacı gözetmeksizin gönüllü birliktelik esasına göre kurulmuş olmalarıdır. Bu özelliğin ülkemizde tam olarak anlaşılmaması “gerçek” sivil toplum kuruluşlarının gelişmesini geciktirmiştir. Bu nedenle ülkemizdeki sivil toplum örgütlenmesi Batılı muadilleri ile kıyaslandığında yetersiz ve verimsizdir.

Bununla birlikte, Devletimizin ‘doğru muhataplara’ vereceği destek ile bu sorunu aşmak mümkün olacaktır. Destekten kastımız elbette devlet eliyle STK kurulması değildir. Devlet sivil toplumun ihtiyaç olarak tespit ettiği her alanda örgütlenmenin önünü açacak yasal düzenlemeleri gerçekleştirmeli, sivil toplumun ortaya koyduğu projeleri dikkate almalı ve uygun gördüklerini politikalarına yansıtmalı ve STK’ların, bilhassa yerel yönetimlerin karar alma mekanizmalarında yer almasını sağlamalı ve bu STK’ların uluslararası ölçekte hareket etmelerini kolaylaştıracak adımları atmalıdır. Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler gibi uluslararası örgütlenmeler nezdinde siyasalar belirlenirken STK’ların üstlendiği rollere bakarak dahi bu adımları atmanın önemi ve gereği kolaylıkla anlaşılacaktır.

Bu siyasal dönüşümü gerçekleştirmek zorundayız. Batıda da, ülkemizde de temsili demokrasiler toplumun ihtiyaçlarını karşılamadaki yetersizliklerini iyi yönetişim modeli ile aşmaya çalışmaktadır. Sivil toplumla kurulan açık iletişim yeni bir siyaset biçimi oluşturmaktadır. Batılı çağdaş demokrasilerin geleceği bu anlayış üzerinde yükselecektir.

Ülkemizde bu gerçeğin farkında olan siyasetçilerimiz ve sivil toplum örgütleri bulunmaktadır. Bizlere düşen “dönüşen siyasetin” araçlarını en verimli şekilde üretebilmektir. İlgili tüm taraflar bu konu üzerinde düşünmek ve çözüm üretmek zorundadır. Dünyanın ve ülkemizin geleceği belirlenirken bizler bu sürece doğrudan müdahil olmak durumundayız. Geleceğimizi bizler tasarlamalıyız!

Content Protection by DMCA.com

By Mixmass 2000 - 2018. TSTK Tüm Hakları Saklıdır.